Tuğçe Çamsarı

Yayında olmak yaşamaktır. Gerisi ise sadece beklemek..

Kaç Yaşına Dönmek İsterdiniz?

 

” Kadınların hayat hikayeleri” konulu bir konferansta konuşmak üzere İstanbul’ a gelmiş. Konuşması bittikten sonra Kapalıçarşı’ da dolaşmaya çıkmış.

Orada bir dükkanda tozlu raflarda koyu mavi renkli çeşmi bülbül bulmuş.

Otele gelip, banyoda temizlemek için ovuştururken ağzındaki kapak açılmış ve içinden yeşil bir cin çıkmış.

Şaşırdınız değil mi?

Ben de şaşırdım ama aynen böyle anlatıyor.

Cin dışarı çıkar çıkmaz, kadına “Dile benden ne dilersen” diye sormuş.

Kadın bir süre düşünmüş, sonra şunu istemiş:

“Gövdemi, onu en beğendiğim dönmedeki haline getir.”

Şimdi bu yazıyı okumayı kesip düşünün.

Bir; sizce cin, 55 yaşındaki kadının gövdesini hangi yaşındaki haline getirmiştir?

İki;Cin aynı soruyu size sorsaydı, gövdenizin kaç yaşındaki haline dönmesini isterdiniz?

Kendi cevabınızı verdiniz mi? Bakalım, Gillian Perholt’ unki ile tutuyor mu?

Kadın banyodan çıkarken aynaya bakmış. Karşısında, 35 yaşındaki hali duruyor. Cin, kadının kendini en beğendiği yaş olarak, 35′ i seçmiş. Yani gövdesini, korkutucu bir güzelliğin olduğu 20′ li yaşları değil de, beden ve ruhun en uyumlu olduğu yaşa getirmiş.

Dr.Perholt, “Çok zekice bir tercih. Buna asla pişman olmayacağım” diyor. Aynı fikirde misiniz?

Yukarıda anlattığım olay gerçek değil. A.S. Byatt’ ın, ” The Djinn in the Nightingale’ s Eye” adlı kısa hikayesinden aktardım. Bu hikayeyi de, geçen haftalarda size yazmaya söz verdiğim, “The Stranger in the Mirror” adlı kitapta okudum. Jane Shilling, bu kitabı yazmaya 47 yaşında başlamış.

Bugünün kadını, 40′ lı yaşlarının oratalarında da gövdesini korumayı başarabiliyor. Kaç yıldır, 40′ lı yaşlarındaki kadınların güzelliğini anlatıyorum. Gövde korunuyor. Ama korunamayan, hiç geri gelmeyen bir şey var. Alın yazısı gibi birşey. Onu da Shiling‘ ten aktarıyorum:

“İçkiyi bıraktım. Günde iki litre su içiyorum. Sadece cam şişeden içtiğim suyun içine enerji ve detoks katkıları koyuyorum. Akşam en geç saat 22:00′ de yatağa giriyorum. Gözümün altındaki halkalar ve kırışıklıklar için 200 dolarlık, garantili kremler kullanıyorum. Sonuç: Kendimi, 20′ li, erken 30′ lu yaşlarımdaki kadar dinç ve enerjik hissediyorum. Ancak her sabah banyonun aynasında hep o aynı kötü şeyle karşılaşıyorum. Bakışlarım.. Sanıyorum, bakışlarım bir daha geri gelmemek üzere gitmiş..”

Maalesef doğru..

En nankör yanımız bakışlarımız. Parmak izi kadar, DNA kadar bize ait olan, bizi biz yapan yanımız.

Bakışlar..

Görme duygusu kaybolurken ilk ihanet eden renk mavi oluyor. Önce mavi renk gidiyor. Ve onunla birlikte bakışlar.. Köpek bakışı, Ava Gardner bakışı, Clint Eastwood bakışı..

Vefasız olan aynalar değil, bakışlar..

Bedenin başladığı işi, ne yazık ki botoks tamamlıyor. Botoks, kırışıkları kaybetmenin bedelini bakışlara ödeten gençlik iksiri.. Ve aynaya bakarken hep o ilahi kanunu hatırlıyorsunuz. Almadan vermek Allah’ a mahsus!

Hayat yine de devam eiyor. 40′ lı, 50′ li, hatta 60′ lı yaşlardaki ten bile, günaha davet etmek için, hala pusuda bekliyor.

o yaşlarda, bakışlardaki hüznü neyle hafifletebiliriz derseniz, 47 yaşındaki Jane Shilling aynanaın önündeki çırılçıplak fotoğrafıyla size şu tavsiyede bulunuyor:

” Richard Strauss’ un, ‘ Four Last Song’ unu’, Elisabeth Schwarzkopf’ tan dinleyin.”

Ben Renee Fleming‘ den dinlemeyi tercih ediyorum. Önümüzdeki günlerde İstanbul’ a geliyor.

Kaybolan bakışları biraz bulabilmek için..

K: E.Ö.

Related posts:

Uluslararası İlişkilerde Azgelişmişlik
Eşinden gazeteci Yelçe’ye ‘Veda’..
Ücretsiz WordPress Temaları

Etiketler:, , , , , , , ,

Posted in Sevdiğim Alıntılar by admin on Mayıs 26th, 2011 at 13:29.

Add a comment

No Replies

Feel free to leave a reply using the form below!


Leave a Reply


Analytics Plugin created by Web Hosting